Herkes Aynı Yerden Başlamaz, Ama Herkes Kendi Yolundan Sorumludur
Savaş Eren


İnsanların seni kendisiyle, çocuğuyla ya da başka biriyle kıyaslaması bana hep yanlış gelmiştir. Çünkü hiçbirimiz hayata aynı noktadan başlamıyoruz. Aynı imkânlara, aynı aileye, aynı çevreye, aynı maddi koşullara ya da aynı fırsatlara sahip değiliz. Birinin önüne hazır gelen şey için bir başkası yıllarca mücadele etmek zorunda kalabiliyor. Bu yüzden sadece bugün bulunduğumuz yere bakarak iki insanı karşılaştırmanın çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum.
Ama ne gariptir ki konu öğüt vermeye geldiğinde herkesin söyleyecek bir sözü var. Sana “Üç yap.” diyen çok insan oluyor ama bazen o insan hayatında hiç sıfırdan bire çıkmak zorunda kalmamış oluyor. Oysa bana göre asıl mesele üçü dört yapmak değil; sıfırı bir yapabilmek. Çünkü hiçbir şeyin olmadığı yerde ilk adımı atmak, hazır olan bir şeyi büyütmekten çok daha farklı bir mücadele gerektiriyor.
Elbette herkesin eşit şartlarda olmasını beklemiyorum. Böyle bir dünya zaten hiçbir zaman olmadı, muhtemelen olmayacak da. Beni düşündüren asıl şey, bu kadar farklı hayatlar ve
başlangıç noktaları varken herkese verilen öğütlerin birbirine bu kadar benzemesi. Bir insanın kendi hayatında işe yarayan bir yöntem, başka birinin hayatında aynı sonucu vermeyebilir. Çünkü gördüğümüz sonuçlar benzer olsa bile, o sonuca gelene kadar yürüdüğümüz yollar aynı değil.
Fakat bir noktadan sonra sürekli buna isyan etmenin de insana bir şey kazandırmadığını fark ettim. Çünkü herkes kendi şartları içerisinde elinden gelen kadarını yapıyor. Ailelerimiz de öyle. Bugün bize eksik gelen bazı şeyler belki onların verebildiklerinin en iyisiydi. Onlar da kendi korkularıyla, eksikleriyle ve mücadeleleriyle bir hayat kurmaya çalışarak bugünlere geldiler. Geçmişi değiştiremeyeceğimize göre sürekli “Neden benim şartlarım böyleydi?” diye düşünmenin bizi ileriye taşımadığını kabul etmek gerekiyor.
Benim zaman içerisinde anladığım en önemli şeylerden biri şu oldu: Bulunduğun yeri kabul etmeden hiçbir yere gidemezsin. Çünkü nerede olduğunu kabul etmezsen, nereye gitmen gerektiğini de belirleyemezsin. Bu kabulleniş pes etmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, elindeki şartları bütün gerçekliğiyle görüp bundan sonra ne yapacağına karar vermek anlamına geliyor.
Bir gün kendime çok basit ama ağır bir cümle söyledim: “Bundan sonra hayatımda olacak şeylerin sorumluluğu bana ait.” Bu düşünceyle yüzleşmek kolay değildi. Çünkü sorumluluğu üzerine aldığın anda suçlayabileceğin insanların ve arkasına saklanabileceğin bahanelerin sayısı azalıyor. Ama insanı değiştiren şey de tam olarak bu oluyor. Geçmişte yaşananları değiştiremeyebilirim, bana verilmeyen imkânları geri getiremeyebilirim; fakat bundan sonra ne yapacağım konusunda söz sahibi olabilirim.
Bunu kabul ettikten sonra insanlardan beklentilerim de değişmeye başladı. Birinin gelip hayatımı değiştirmesini, bana bir fırsat sunmasını ya da beni bulunduğum yerden çıkarmasını beklemek yerine kendi ayaklarımın üzerinde durmak zorunda olduğumu anladım. Nasıl bir hayat istiyorsam, o hayatın gerektirdiği bedeli de benim ödemem gerektiğini kabul ettim. Çünkü istediğimiz hayatın hayalini kurmak kolay; zor olan, o hayatın gerektirdiği sorumluluğu üstlenmek.
Belki hayata başkalarından birkaç adım geride başladın. Belki senin yıllardır hayalini kurduğun hayatı bir başkası çok daha az mücadele ederek yaşıyor. Sen yıllarca bir şeye ulaşmaya çalışırken, başka biri onun içerisinde doğmuş olabilir. Fakat sürekli buna bakmak yalnızca kendi yolundan uzaklaşmana neden oluyor. Kimseyi kıskanmanın ya da sürekli başkalarının başlangıç noktalarını sorgulamanın sonunda senin hayatında hiçbir şey değişmiyor. Sen de o hayatı yaşayabilirdin; sadece başka bir başlangıçta. Ama başlangıç noktamızı seçemiyor olmamız, bundan sonra hangi yöne yürüyeceğimiz konusunda hiçbir seçimimiz olmadığı anlamına gelmiyor.
Günün sonunda herkes kendi hayatına dönmek zorunda. Başkasının imkânları, ailesi, çevresi ya da başlangıç noktası bizim gerçeğimizi değiştirmiyor. Elimizde olan şey, bulunduğumuz noktayı kabul edip bundan sonra ne yapacağımıza karar vermek.
Çünkü bazen özgürlüğe giden ilk adım, kaçmaya çalışmak değil, önce nerede olduğunu kabul etmektir.
Unutma: Hapishaneden çıkmanın ilk şartı, hapishanede olduğunu kabul etmektir.
