Proaktif Olmak: Başkasını Değil, Kendini Sorgulayabilmek
Savaş Eren


Proaktif Olmak Gerçekten Ne Demek?
Herkes proaktif olmanın ne olduğunu anlatır. Sorumluluk almaktan, inisiyatif kullanmaktan ve şartlar ne olursa olsun harekete geçmekten bahsederiz. Fakat konu başımıza gelen kötü şeylerin sorumluluğunu almaya geldiğinde, işler biraz değişir.
İyi yaptığımız şeyleri anlatmayı severiz. Başarılarımızdan bahseder, paylaşır ve insanların duymasını isteriz. Çünkü başarılı olduğumuzda o başarının bize ait olduğunu kabul etmek kolaydır.
Peki işler kötüye gittiğinde ne oluyor? İşte tam bu noktada çoğumuzun yaklaşımı değişiyor. Bir anda ortalık suçludan geçilmez hâle geliyor. Şartlar kötüdür, zamanlama yanlıştır, birileri üzerine düşeni yapmamıştır, imkânlar yetersizdir ya da bizim kontrolümüzde olmayan başka bir şey yaşanmıştır. Mutlaka bir sebep, mutlaka bir açıklama ve çoğu zaman cümlenin sonunda bir “ama” vardır: “Bunu yapamadım ama…” Aslında belki de tam o anda kendimize sormamız gereken soru çok daha basittir: “Ben burada neyi yanlış yaptım?”
Bu soruyu kendimize sormak düşündüğümüz kadar kolay değil. Çünkü başkalarının hatalarını görmek ve onlarla yüzleşmek, kendi hatalarımızı kabul etmekten çok daha kolay. Ben de bunu zamanla kendimde fark ettim. Birçok konuda haklı olduğumu düşünüyordum; hatta geriye dönüp baktığımda bazı konularda gerçekten haklıydım. Fakat ortada garip bir çelişki vardı: Ben hep haklıydım ama sonuçlar hep negatifti. Bir noktadan sonra şunu fark ettim: Haklı olmakla başarılı olmak aynı şey değil. Hatta bazen haklı olduğumuzu kanıtlamaya o kadar fazla enerji harcıyoruz ki asıl önemli olan şeyi, yani sonucu değiştirmeyi unutuyoruz.
Bu farkındalıktan sonra her durumda haklı çıkmaya çalışmak yerine, yaşananların içerisindeki kendi payımı görmeye çalışmaya başladım. Artık ilk sorum “Kim suçlu?” değil, “Ben neyi daha iyi yapabilirdim?” oluyor. Hatta etrafımdaki insanlara özellikle “Beni eleştir.” diyorum. Sağ olsunlar, bu konuda beni hiç kırmıyorlar. :) Çünkü insan bazen kendi hatasını kendi bulunduğu yerden göremiyor. Dışarıdan gelen doğru bir eleştiri, görmek istemediğimiz ya da fark edemediğimiz birçok şeyi gösterebiliyor. Başarılı mıyım? Bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Düne göre daha iyiyim. Benim için önemli olan da artık tam olarak bu.
Hayatımda küçük görünen ama düşünce şeklimi ciddi anlamda değiştiren başka bir şey daha yaptım: Kullandığım kelimelere dikkat etmeye başladım. “Ama” yerine “rağmen”, “imkânsız” yerine “mümkün” demeye çalışıyorum. İlk bakışta bunlar yalnızca kelime gibi görünebilir. Fakat bazen tek bir kelime bile insanın yaşadığı olaya baktığı yeri değiştirebiliyor. “Şartlar çok zor, yapamam.” demekle, “Şartlar çok zor, buna rağmen yapabilirim.” demek arasında büyük bir fark var. İlkinde kontrolü şartlara bırakıyoruz, ikincisinde ise şartları kabul edip kendi yapabileceklerimize odaklanıyoruz.
Elbette “rağmen” demek sorunu ortadan kaldırmıyor. Zorluk hâlâ orada, şartlar hâlâ aynı ve kontrol edemediğimiz şeyler yine var. Değişen şey, bizim onlara karşı aldığımız pozisyon. Belki de proaktif olmak tam olarak budur: Her şeyin bizim kontrolümüzde olduğunu düşünmek değil, kontrolümüzde olmayan şeylere rağmen kontrolümüzde olanların sorumluluğunu almak.
Bu yüzden artık kendime söylediğim cümle çok basit: Zor… ama mümkün.
